|
Ateroskleroz Derneği’nin ‘Ateroskleroz ve Klinik Pratikteki Komplikasyonları’ başlıklı uluslar arası toplantısı Europian Atherosclerosis Society (EAS) ve International Atherosclerosis Society (İAS) nin de katılımıyla 11-13 eylül 2009 tarihinde Çeşme Sheraton otelde gerçekleştirildi. Toplantının açılış konuşmasını düzenleme kurulu başkanı Prof. Dr. Yağız Üresin gerçekleştirdi.
Geçen dönem Ateroskleroz Derneği başkanlığını yürüten Üresin üç yıl içinde yapılan faaliyetlerden bazı başlıklara değindi. Daha sonra kürsüye davet edilen Türk Kardiyoloji Derneği Seçilmiş Başkanı Prof. Dr. Oktay Ergene, ülkemizde uluslar arası toplantıların çok sık yapılmadığını söyleyerek, bu toplantının EAS ve İAS’ın katılımıyla gerçekleşmesini sağlayan Ateroskleroz Derneği’ni ve Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu’nu kutladı. Başkanlık bayrağını Prof. Dr. Yağız Üresin’den devralan Prof Dr. Vedat Sansoy geçtiğimiz dönem için teşekkürleri ile konuşmasına başladı. Prof. Dr. Vedat Sansoy yeni dönemde de aynı ekibin desteği ile kalp hastalıklarından 65 yaş öncesinde kimsenin ölmemesi amacıyla mücadeleye devam edileceğini açıkladı.
GÜN GÜN OTURUMLAR Lale Tokgözoğlu’nun başkanlığında gerçekleşen ‘Yeni çalışmalar Işığında Kardiyovasküler Güncelleme’ oturumunda Meral Kayıkçıoğlu İNTERHEART, TNT, REVERSAL , ASTREOİD, JUPİTER, AURORA, CEPHEUS gibi birçok çalışmanın sonuçlarını yorumladı. Özellikle yüksek CRP düzeylerinde statin kullanımının JUPITER çalışması sonrası gündeme geldiğini belirtti. Ayrıca rosuvastatin ile placebonun kıyaslandığı AURORA çalışmasında elde edilen olumsuz sonuçların da , CRP düzeylerindeki değişimin JUPITER çalışmasındaki düzeylerinde olmamasından kaynaklanabileceğinin üzerinde durdu. Ayrıca Meral Kayıkçıoğlu kendi klinik gözleminin rosuvastatin gibi diğer bütün statinlerin de CRP düzeylerini düşürdüğünü söyledi. Bu konuda şu anda Fuster tarafından yürütülen çalışmanın sonuçlarının 2010 yılında yayınlanması ile bu konuda daha fazla bilgi sahibi olacağımızı belirtti. Oturumun en can alıcı noktası ise lipid tedavisinde hedefe ulaşımın sadece %35 lerde kaldığının, hatta çok yüksek riski hasta grubunda bu oranın ülkemizde %19 lara düştüğünün belirtilmesi oldu. Bunun en önemli sebeplerinin , lipid tedavisi başladıktan sonra hastaların lipid profillerinin yeterli sıklıkta incelenememesi, tedavi sırasında doz artırımının hekimler tarafından yeterince yapılamaması, kombinasyon tedavisinden kaçınma ve sağlık politikaları olduğu söylendi.
‘Bilgiye Yarışarak Bağlanın’ oturumu Yağız Üresin ve Vedat Sansoy tarafından olarak gerçekleştirildi. Güncel çalışmalar, tedavi ve takipte dikkat edilmesi gereken konulardan oluşan soruların katılımcılar tarafından cevaplanması istendi. Soruların yanıtlarının alınmasından sonra ilgili konu hakkında açıklayıcı bilgilere yer verildi. Özellikle Yağız Üresin statin tedavisinin takibi sırasında ek bir hastalık veya özel durum olmaması durumunda karaciğer enzimlerine bakılmasının gereksiz olduğunu, hatta bakılması durumunda karaciğer enzimlerindeki hafif artışların hekimi korkutup ilacı kesmesine sebep olabileceğini, bu durumun da yarardan çok zarar getirdiğini vurguladı. Bu yıl içinde gündemi çok meşgul eden taş devri diyetine de göndermelerde bulundu.
İlk günün üçüncü oturumu Hedefe doğru: Hiperansiyonda kanıt başlığını taşıyordu.Oturum Yağız Üresin ve Nail Çağlar tarafından interaktif olarak gerçekleştirildi. ‘Tedavide Kanıt’, ‘Hipertansiyonu Niye Tedavi Edemiyoruz?’, ‘Kan Basıncı mı Diğer Faktörler mi?’, ‘Nasıl İlaç Seçmeliyiz?’, ‘ İlaçların Yan Etkileri Nelerdir?’… gibi birçok sorunun cevabı arandı. Çalışmalarda Anjiotensin Reseptör Blokerlerinin(ARB) , Anjiotensin Dönüştürücü Enzim Blokerlerine (ACE-İ) üstünlük gösterip, göstermediği tartışıldı . Nail Çağlar, hastaların %40-60 nın doktor tarafından kendisine verilen ilaçla ilgili bilgiyi 10 ile 80 dakika arasında unuttuğunu , %60 hastanın ise verilen bilgiyi yanlış hatırladığını söyledi. Tedaviye uyumlu hastanın tedaviye en iyi cevabı verdiği konusunda hemfikir olundu. Uyum konusunda, tedavi olarak ARB grubu ilaç alan hastaların ilaca devam etme oranlarının diğer ilaç gruplarından daha fazla olduğu verilen bilgiler arasındaydı.. Oturum sırasında Banu Zorlutuna tarafından hazırlanan hasta röportajları konu başlıklarına göre katılımcılara gösterildi. HOPE, VALUE, ONTARGET, TRANSCEND, AMADEO çalışmaları değerlendirildi.
Başkanlığını Oktay Ergene’nin yaptığı günün son oturumda ‘Komplike Aterosklerotik Kardiyovasküler Hastaya Yaklaşım’ Timur Timurkaynak ve Gökçen Orhan tarafından gerçekleştirildi. Perkütan koroner girişim ve koroner bypass greftleme konularının işlendiği oturumda konuşmacıların birinin kardiyolog diğerinin kalp ve damar cerrahisi uzmanı olması ilaçlı stent konusunda farklı görüşlerin tartışılmasına vesile oldu.
İkinci gün ilk oturumunun başkanlığını Ali Oto yaptı. Oturum Lale Tokgözoğlu’nun ‘Aterosklerozun Önlenmesi ; 2009 da Neler Biliyoruz ?’ konusu ile konuşması ile başladı. Tokgözoğlu egzersiz ve diyetin önemini , ülkemizde yüksek tuz alımının kardiyovasküler hastalıklar için oluşturduğu riski anlattı. Yaklaşık 40 çalışmanın sonucunda haftada 1000 kcal’lik diyetin kardiyovasküler hastalıklara bağlı tüm mortaliteyi %20-30 oranında azalttığını belirtti. Şu anki bilgilerimizle HDL ve trigliserid seviyelerinin hala ikinci hedef konumunda olduğunu belirterek, aterosklerozda diabet komponentinin önemini anlattı. ‘Lale Tokgözoğlu’ndan sonra EAS Başkanı Richard Ceska ‘Multifactorial Approach to Risk Factors’ konulu konuşmasını yaptı. Ceska konuşmasında kardiyovasküler hastalıklarda riski azaltmanın çok kompleks bir konu olduğunu belirterek dislipidemi tedavi yönetimlerini anlattı. Ceska tütün bağımlılığı konusunun hekimlerce çok ciddiye alınması gerektiğini belirterek , bu konuda neler yapılabileceğine değindi. Oturumda son konuşmacı olarak Vedat Sansoy kürsüye çıktı. Sansoy günümüzde kılavuzların klinik pratikte nasıl uygulanması gerektiğini anlatırken, kılavuz oluşturmada çok çeşitli uzmanlık alanlarından görüş alınması gerektiğini belirtti. Ayrıca oturumda ESC , EUROASPIRE ve diğer çalışmalar değerlendirildi.
Günün ikinci oturumu Ömer Kozan’ın başkanlığında ‘Ateroskleroz Mekanizmaları Vasküler Biyoloji’başlığı altında gerçekleştirildi. Marja Ritta Taskinen diabetik dislipidemi, aterojenik dislipidemi konusunda konuşma yaptı. Dislipidemide oluşan insülin rezistansı, diyabet ve aterojenik dislipidemi ile ilişkili trigliserid yüksekliği, HDL kolesterol düşüklüğüne dikkat çekti. Taskinen bu ilişkiyi açıklarken BOTNIA çalışmasının sonuçlarını katılımcılar için değerlendirdi. VLDL kolesterol alt gruplarının özellikle VLDL1 alt grubunun tip 2 diyabet ile ilşkisi hakkında açıklayıcı bilgiler verdikten sonra HDL ve LDL kolesterol için partikül büyüklüğü ve sayısının ne ifade ettiğini anlattı. Karaciğer yağlanmasının diyabetik dislipidemideki rolüne değindi. Marja Ritta Taskinen ‘den sonra Jan Boren kürsüye geldi. Aterojenik lipoproteinlerin aterosklerozu nasıl indüklediği konusu üzerine konuşmasını yaptı. Endotel düzeyinde LDL kolesterolün nasıl ateroskleroz oluşturduğunu , bu mekanizmadaki önemli basamakları görsel olarak katılımcılara aktardı. Özellikle APO C-III taşıyan LDL kolesterolün diyabetik hastalarda koroner arter hastalığı için bağımsız risk faktörü olduğunu söyledi. Kolesterollerin moleküler seviyede daha yakından anlaşılmasını sağladı.
İkinci günün üçüncü oturumunda Çetin Erol’un başkanlığında klinik çalışma sonuçlarını toplum sağlığı için nasıl uygulayabiliriz konusu tartışıldı. Oturumun ilk konuşmacısı olarak Yağız Üresin kürsüye geldi. Araştırıcının klinik çalışma yaparken yaşadığı zorluklara dikkat çeken Üresin, yapılan çalışmaların pratik uygulamaya dönmesinin şart olduğunu söyledi. Üresin çevrimsel bilimin klinik araştırmalarda laboratuardan hasta yatağına, oradan topluma ulaşma sürecini kısaltma konusunda önemli bir yol açıcı olduğunu vurguladı. Çevrimsel araştırmanın yükselişini gelecekte de hızlanarak sürdüreceğini , bu konunun ülkemizde de biran önce anlaşılması gerektiğini katılımcılara aktardı. Üresin konuşmasında çevrimsel araştırma konusunda gerçekleşen başarısız çalışmalardan da örnekler de vererek, nedenlerini irdeledi. Oturumun ikinci konuşmacısı Nevrez Koylan ise klinik araştırmaları nasıl değerlendirmemiz gerektiğini örneklerle katılımcılara anlattı. Yapılan her yayının önemli olduğunu vurgulayan Koylan, çalışmayı yapacak takımın baştan iyi kurulması, şeffaf olunması, bilim dünyası ve ticari pazarlama arasındaki hassas dengenin iyi ayarlanması ve sonuç mesajının net olarak verilmesi gereğini bildirdi. İnternetin de devreye girmesiyle yayın incelemenin çok zorlaştığını aynı konuyla ilgili 2-3 adet yayının aynı anda litaratüre girdiğini belirtti. Klinik çalışmalarda bilimsel geçerliliği olan verinin en güçlü pazarlama aracı olduğunun unutulmaması gerektiğini söyledi.
İkinci günün dördüncü oturumu Nail Çağlar’ın başkanlığında gerçekleştirildi. Ateroskleroz mekanizmaları vasküler biyoloji başlıklı oturumunda ilk konuşmacı Hakan Kültürsay’dı. Yeni çalışmalar ışığında herhangi bir risk faktörü bulunamayan hastalarda %18 oranında koroner arter hastalığının görülebildiğini, ayrıca 75 yaş üzeri herhangi bir risk faktörü olmayan hastalarda %29.4 oranında koroner arter hastalığı gelişebileceğini gösteren analizlerin bulunduğunu, bu verilerin de ‘gerçekten yeni risk faktörlerine ihtiyacımız var mı ?’ sorusunu gündeme getirdiğini söyledi. Bu kadar çok hasta da risk faktörü bulunmamasının sebebinin regresyon dilüsyon biası(yanlılık, tarafgirlik), süre, inkübasyon etkisi, risk faktörünün tanımlanmasında yetersizlik, çalışma yetersizliği gibi etkenlerin de olabileceğinin unutulmaması gerektiğini belirtti. Yeni geliştirilecek belirteçler için AHA Scientific Statements’ın 2009 yılında kriterler belirlediği yeni kriterleri anlattı. Kültürsay Homosistein ve non-HDL kolesterol örneklerini de vererek, ‘yeni risk faktörlerine gerek yok fakat erken hastalık göstergelerine gereksinim duyuyoruz’ dedi. Ardından kürsüye gelen Fatih Sinan Ertaş LDL’in aterosklerozdaki rolünü anlattı. Aterosklerozdan korunmada optimal LDL ne olmalıdır? Sorusunu tüm çalışmaların sonuçlarına bakarak rakamsal değerden bağımsız ne kadar düşürürsen düşür sonuçta bir fayda sağlandığının kanıtlandığı şeklinde cevapladı. Ancak günümüzde 20 yaşında LDL kolesterol değeri 139 mg/dl olan bir hastaya ilaç tedavisi verilmeli mi sorusuna şu ana kadar hiçbir çalışmanın cevap veremediğine değindi.
İkinci günün beşinci ve son oturumu Giray Kabakçı’nın başkanlığında gerçekleştirildi. Konusu ‘Hipertansiyonun tedavisi bulunamadı mı?’ olan oturum Zerrin Yiğit’in ‘Hipertansiyon Tedavisinde Diüretiklerin ve Beta blokerlerin yeri’ konuşmasıyla başladı. HYVET, STAR-LET, PIUMA, ALLHAT çalışmalarını yorumlayan Yiğit, ‘hipertansiyon tedavisinde hedef kan basıncı düşürmek değil , uç organ hasarını önlemek olmalıdır.’ dedi. Oturumun ikinci konuşmacısı olan Giray Kabakçı da kalsiyum kanal blokerleri ve alfa blokerlerin hipertansiyon tedavisindeki yeri hakkında bilgiler verdi. Kalsiyum kanal blokerlerinin diğer bütün gruplarla başarılı şekilde kombine edilebilmesinin çok büyük avantaj olduğunu söyleyen Kabakçı, kalp yetmezliğinde kalsiyum kanal blokeri kullanmak gerekiyorsa nondihidropiridin türevlerinin seçilmesinin yararlı olacağı anlattı. Alfa blokelerin ALLHAT çalışması sonucu 2. 3. sınıfa gerilediklerine dikkat çekti. Ayrıca bazı özel endikasyonlardaki yararları, metabolik parametreler üzerine olumlu etkileri dışında, alfa blokerlerin kombinasyondaki zayıflıklarına da değindi. Günün ve oturumun son konuşmacısı Mustafa Arıca da renin anjiotensin sistemini (RAS) bloke eden ilaçları anlattı. RAS blokerlerinin şu anda hipertansiyon tedavisinde en tepede olduklarını belirtti. Aram V. Chobanian’ın 2009 yılındaki ‘Hypertension Paradox’ yayınına dikkat çekerek Hipertansiyonu kontrol altına alınan hasta sayısındaki artışa rağmen, kontrolsüz hasta sayısının da arttığına değindi. RAS’in çok komplike bir sistem olduğunu belirten Arıcı, bu sistemi değişik yerlerden etkileyen ilaçların her zaman araştırma konusu olacağını , özellikle anjiotensin(1-7) ye yönelik tedavilerin yakın zamanda karşımıza çıkacabileceğini belirtti.
Üçüncü günün ‘Atroskleroz ve Yaşam Tarzı’ konulu ilk oturumunun başkanlığı Zeynep Oşar Şiva tarafından gerçekleştirildi. İlk konuşmacı İlker Yücesir aerobik egzersizin, kardiyovasküler hastalıklardan korunmada ağır egzersizlerden daha faydalı olduğunu anlattı. Haftanın beş günü, günde 30 dakika egzersizin yararına dikkat çekti. Konuşmasında egzersiz yoğunluğu, süresi, sıklığı ve şekline değinen Yücesir, katılımcılara alternatif egzersiz yöntemlerinden de bahsetti. Yücesir’in ardından kürsüye Yunan Ateroskleroz Derneği üyesi Antonis Zampelas geldi. Zampelas Akdeniz diyetinin inceliklerini ve faydalarını anlattı. Konuşmasında özellikle ATTICA çalışmasından örnekler vererek Akdeniz diyetinin lipid profili, insülin duyarlılığı ve kan basıncı ile olan ilişkisine değindi. Zampelas, çalışma sonuçlarına göre Akdeniz diyetinde sıkça kullanılan zeytinyağından çok da korkmamamızı az yağlı diyet ile Akdeniz diyetini karşılaştırarak anlattı.
Temel Yılmaz başkanlığında gerçekleşen üçüncü günün ikinci oturumda Meral Kayıkçıoğlu, rezidiüel risk kavramını anlattı. Trigliserid yüksekliği ve HDL kolesterol düşüklüğünün rezidüel riskten sorumlu olabileceğine değinen Kayıkçıoğlu, bu riskin en sık diyabetli ve metabolik sendromlu hastalarda karşımıza çıktığına dikkat çekti. Rezidüel riskten korunmada sigaranın bırakılmasının en büyük öneme sahip olduğunu belirtti. Rezidüel riskten korunmada fibrat ve niasin tedavisine değinen Kayıkçıoğlu, statinlerle fibratın kombinasyon çalışması olan SAFARI çalışmasını anlattı. Bu kombinasyondan hekimlerin rabdomyoliz ve myopati riski yüzünden çok çekindiğini anlatan Kayıkçıoğlu, bu riskin fenofibratla kombinasyonda %0.53 gibi değerlerde kaldığını, kombinasyonda gemfibrozil kullanılması durumunda riskin 15 kat arttığını belirtti. Yeni türev fibratlarla çok da çekinilmemesi gereken bir durum olduğunun altını çizdi. Şu an için HDL kolesterolü en çok arttırdığı bilinen ilaç grubu Niasinlerin yeni türevlerinde yapılan formül değişikliğinin , niasinler için tolerabilite sorunlarını ortadan kaldırdığını , SEACOAST çalışmasının sonuçlarının beklendiğini söyledi. Kayıkçıoğlu konuşmasında omega 3 yağ asitlerinin önemine de değindi.
‘Diyabet ve Ateroskleroz Güncelleme’ konulu üçüncü günün üçüncü oturumunun başkanlığı Temel Yılmaz tarafından gerçekleştirildi. İlk olarak kürsüye gelen Kubilay Karşıdağ, yeni algoritmalar ışığı altında diyabetin tanı ve tedavi ilkelerini anlattı. ADA- EASD algoritmasında diyabet ilaçların çalışma ve klinik deneyimi çok ve az olmak üzere ikiye ayrıldığını belirtti. Şu an için ikincil ve üçüncül koruma yaptığımızı ama esas yapmamız gerekenin birincil korunma olduğunu söyleyen Karşıdağ, obezite tedavisi olmadan tedavinin çok zor olduğunun da altını çizdi. Karşıdağ’dan sonra Göksün Ayvaz kürsüye geldi ve yeni oral antidiyabetiklerin tedavideki yerini anlattı. Özellikle inkretinlerden bahseden Ayvaz, GLP-1 analogları ve DPP-4 inhibitörlerinin farklılıklarını birbirlerine üstün oldukları noktaları üzerinde durarak, kılavuzlardaki yerlerinden bahsetti. Ardından aynı zamanda oturum başkanı olan Temel Yılmaz son konuşmacı olarak kürsüye geldi. Yeni insülinler ve tedavideki yerlerinden bahseden Yılmaz, her zaman yeni olanın iyi olacağı inanışının yanlış olduğunu söyledi. HbA1C değerinin 8 olmasının kendileri için kritik önem taşıdığını, bu noktadan sonra özellikle mikro ve makrovasküler komplikasyonlarda ciddi artışlar olduğunu belirtti. İnsulinlerle tedavi sırasında hekimler tarafından çok yüksek bolus insülin uyguladığını, bunun da hastaların çok sık hipoglisemiye girmeleri şeklinde karşımıza çıktığını anlattı. İnsülinlerle yapılabilecek tedavi protokollerini ve kendi klinik deneyimlerini katılımcılara aktardı. Tip 2 diyabet tanısı alan hastaların ortalama olarak tanı tarihinden 9,6 yıl sonra insülin kullanmaya başladığını , bu sırada mikro ve makrovasküler komplikasyonların ortaya çıktığının üzerinde durdu. Oturum sırasında bir çok diyabet çalışması da katılımcılar için konuşmacılar tarafından değerlendirildi.
Üçüncü günün dördüncü oturumunun başkanlığını Vedat Sansoy yaptı. Tomris Cesuroğlu toplum sağlığı genobilim ve ateroskleroza yönelik uygulamaları hakkında konuşmasını yapmak üzere kürsüye geldi. Koroner arter hastalığının 46 yaşından önce başlayan erken formunda %92-99, 46 yaşından sonra geç başlayan formunda %15-30 da kalıtımsal faktörlerin rol oynadığını söyledi.Konuşmasında aterosklerozun oluşumunda rol oynayan mekanizmalarda rolü olan genetik faktörlerden ve polimorfizmlerden bahsetti. Son olarak genetik belirteçlerin 5-10 yıl gibi yakın zamanda doktorların önlerindeki istek kağıtlarında yerlerini alacağının altını çizdi.
Üçünücü günün ve kongrenin son toplantısı Yağız Üresin başkanlığında ‘Ateroskleroz ve Yasal Son Noktalar’ başlığı altında gerçekleştirildi. İlk konuşmacı olan Çoşkun Yılmaz tıbbi malpraktisler ve hekimlerin bu konuda yapması gerekenleri anlattı. Malpraktis sebebi ile açılan davalardan %80 ininde hekimlerin haklı bulunduğunu belirten Yılmaz, bu sebeple hekimlerin çoğu zaman boşu boşuna suçlanabileceğini anlattı. Böyle bir durumla karşılaşılması durumunda savunma stratejisinin çok önemli olduğunu belirterek, dikkat edilmesi gerekenlerin üzerinde durdu. Çoşkun Yılmaz’dan sonra kürsüye gelen Cem Köylüoğlu da katılımcılara bu yasal düzenlemeler içerisinde sigortanın yerini anlattı. |